5/10/2005 - Romantizm
18. yüzyılın sonunda ortaya çıkar ve 19. yüzyılın ortalarına kadar sürer. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin en önemlisi, halkın beğenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiş ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine kaymış olmasıydı. Romantizm, klasizmin düzenlilik, uyumluluk, dengelilik, akılcılık ve idealleştirme gibi özelliklerine bir başkaldırı niteliğindedir. Romantizm, doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, akıl dışılığa, düş gücüne, kişiselliğe, kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa, yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarihsel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın, yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır.
Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf, duygusal açıdan kendisine yakın hissettiği daha gerçekçi sanat biçimlerinden yanaydı. Böylece romantizm gelişme ve yaygınlaşma şansı buldu. Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau’dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge’nin 1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eser romantizmin bildirgesi sayılır. Yine İngiltere’de William Blake, Almanya’da Friedrich Hölderlin, Johann Wolfgang von Goethe, Jean Paul, Novalis, Fransa’da Chateaubriand ve Madame de Stael romantizm ilk temsilcileridir. Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Nodier, Soumet, Deschamp, Alfred de Musset romantik akımın önemli yazarlarıdır.
Ekleyen: En-Derin
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/9/2005 - Realizm (Gerçekçilik)
Realizm (Gerçekçilik), bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve edebi eserlerin bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. Örneğin, realizmin iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert'in Madame Bovary adlı romanı ile Emile Zola'nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert ile Zola'nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya'da Lev Tolstoy, Ivan Turgenyev, Fyodor Dostoyevski, İngiltere'de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika'da Theodore Dreiser, İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm, 20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir.
Ekleyen: En-Derin
|
|
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2005 - Parnasizm
Adını, Louis Xavier de Richard ile Catulle Mendes'in hazırlayıp Alphonse Lemerre'in bastığı Le Parnasse Contemporain (Çağdaş Parnasçılık) adlı eserden alır. Klasizm, romantizm ve realizmin bütününe tepkili bir akımdır. 1830'lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Temel kuramı "sanat sanat içindir" diye özetlenebilir. Aslında realizmin katı toplumculuğu ve gerçekçiliğine bir karşı çıkıştır. Daha çok şiirde kendini gösterir. Sanatsal biçim ve sanatsal içerik kaygısı ön plandadır. Bu akımın etkisindeki edebi eserlerde ölçülü ve nesnel bir anlatım, teknik kusursuzluk ve kesin betimlemeler kullanılır. Parnas şiir için "biçimciliği amaçlayan" şiir de denebilir. Parnasizm, bir yönüyle kendisinden sonraki doğalcılığa kaynak olmuştur. Zengin bir dil, zengin bir biçim, zengin ve yoğun bir duygusallık işlenir. Theophile Gautier'in şiirlerini, Theodore de Banville, Leconte de Lisle izlemiştir. Parnasizm, edebiyat tarihinde Leconte de Lisle ile özdeşleştirilir.
Ekleyen: En-Derin
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/9/2005 - Klasizm
Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akımın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne'de, hatta Aristoteles'tedir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır.
Ekleyen: En-Derin
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/9/2005 - Kişiselcilik
Kişiselcilik, soyut
düşüncülükle özdekçiliğin karşısına tinsel gerçekliği, sözü geçen iki
bakış açısının da parçalara böldüğü birliği yeniden yaratacak sürekli
çabayı koyar. Kişiselcilik, Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım"
(Cogito ergo sum) geleneği içinde yer alır. Kişiselciliğin ana yapısı
şöyle özetlenebilir: Kişilik, bilinç, kendi yargısını özgürce
belirleme, amaçlara yönelme, zamanın akışına karşı öz kimliğini
sürdürme ve değerlere bağlanma gibi temel özellikleri nedeniyle, bütün
gerçekliğin dokusunu oluşturur.
Felsefi yönden Gottfried Wilhelm Leibniz bu akımın
kurucusu, George Berkeley de başlıca kaynaklarından
biri olarak kabul edilir. Edebiyatta en önemli savunucusu 1685-1753
yılları arasında yaşamış olan, ve dünyada yalnızca zihin ya da ruhların
ve bu ruhların idelerinin varolduğunu, buna karşılık maddenin
varolmadığını öne süren; yani modern idealizmin en önde gelen
savunucusu, hatta kurucusu olan İngiliz düşünür Emmanuel Mouiner'dir. Ekleyen : En-Derin
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/9/2005 - İdealizm
Dünyayı ve varoluşu
bilinç ve düşünceye öncelik vererek açıklama öğretisinin temel olduğu
felsefi akımın edebiyattaki uzantısıdır. İdealist felsefenin tüm
özellikleri edebi eserlerde yer alır. 20. yüzyılın başlarında ortaya
çıkmıştır. Bireyci dünya görüşü ve simgecilik akımına bir tepki olarak
doğmuştur. Çağcıl yaşamın artık makineleşen toplumları ve alabildiğine
serpilip gelişen kentleriyle bireyi topluluk içinde yaşamaya
zorladığını vurgulayan idealizm, bir arada yaşamanın yarattığı ortak
kanı ve duyguları dile getirmeyi amaçlamaktadır.
Topluluk bilincini ve bu bilince göre bireyin varoluşunu, yaşamı belli
belirsiz yönlendiren kimi tinsel gerçekleri betimlemeyi ön planda
tutar. En büyük temsilcisi Fransız yazar Jules Romains'tir. Bu akımın
temelleri, Romains'le Chenneviere'nin yazdığı Petit Traite de
Versification (Şiir üzerine küçük inceleme) ve Georges Duhamel'le
Charles Vildrac'ın kaleme aldığı Notes su la Technique Poetique (Şiir
tekniği üzerine notlar) adlı eserlerde ortaya konulmuştur. Ekleyen : En-Derin
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/9/2005 - Harfçilik (Letrizm)
Harfcilik (Letrizm),
Öncülüğünü Romen asıllı şair Isidore Isou'nun yaptığı, 2'nci Dünya
Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir akımdır. Şiirde en küçük birim
olarak sözcükleri değil harfleri temel alır. Bu yolla da yeni bir şiir
ve yeni bir müzik yazmayı amaçlayan bir karşı-akım niteliğindedir.
Isou'ya göre, "harf olmayan ya da harf olmayacak hiç bir şey tinsel
olarak da var olamaz." Harfçilik, edebiyatın yanısıra sinemayı, dansı,
müziği ve resmi de etkilemiştir. Çıkış noktaları, "sesleri, sözcükleri,
imgeleri aynı anda topluca bir araya getirecek yeni anlatım yollarının
araştırılması"dır. Francois Dufrene, Maurice Lemaitre gibi şairler bu
akımın önemli isimleridir. Ekleyen: En-Derin
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/9/2005 - Gerçeküstücülük (Sürrealizm)
Gerçeküstücülük (Sürrealizm), Avrupa'da bir ve 2. dünya savaşları
arasında gelişti. Bu akım temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat
için çalışan ilk dadacıların eserlerinden alır. 1924'te "Manifeste du
Surrealisme"i (Gerçeküstülük bildirgesi) hazırlayan şair Andre Breton'a
göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur.
Ve bu bütünleşme içinde düşsel dünya ile gerçek yaşam "mutlak gerçek"
ya da "gerçeküstü" anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud'un
kuramlarından etkilenin Breton için, bilinçdışı, düş gücünün temel
kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneği idi.
Breton'un yanısıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı
yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi deyimleriyle, "gerçeküstü
dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye" başladılar. Bu şairlerin
dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı
psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu.
Gerçeküstücülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor,
insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici
bir araç olduğunu vurguluyordu.
1925'ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye
başladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını
derinden etkiledi. Andre Breton'un yanısıra P. J.
Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard,
Antonin Arnaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur
Cravan, Rene Char gerçeküstücülük akımının önemli isimleridir. Türk edebiyatında sürrealizmin bazı özelliklerini "İkinci Yeniler"de görmekteyiz.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/9/2005 - Gelecekçilik (Fütürizm)
Gelecekçilik , 20.
yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmıştır. Edebiyatta devrim ve
dinamizmi vurgulayan akım olarak değerlendirilir. İtalyan şair,
romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'nin
1909'de Paris'te Le Figaro gazetesinde yayınladığı bildiri
gelecekçiliğin manifestosu oldu. Bildiride, "Bizler müzeleri,
kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık, feminizm ve bütün yararcı
korkaklıklarla savaşacağız" deniyordu. Bu geçmişin bütünüyle reddi
demekti. Aynı bildiride, "Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi,
yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz" sözleri,
siyasal alanda o dönemde gelişen faşizmden yana bir tavrın da açık
göstergesiydi.
Gelecekçiliğin
kurucusu Marinetti, Avrupa'da birçok yazarı etkiledi. Rusya'da Velemir
Hlebinikov ve Mayakovski gelecekçiliğe yöneldi. Rus gelecekçiler kendi
bildirgelerini yayınladı. Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski reddedildi.
Şiirde sokak dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim devriminden sonra
da gelecekçi akım güçlendi. Mayakovski'nin ölümüne kadar etkisini
sürdürdü. İtalya'daki gelecekçiler ilk şiir antolojisini 1912'de
yayınladı. Gelecekçilik faşizm ile özdeşleşti. Ve 1920'lerin ortalarına
doğru etkisini yitirdi. Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden
gelecekçilerin parolası, "sozcüklere özgürlük"tü. Ezra Pound, D. H.
Lawrence ve Giovanni Papini bu akımdan etkilenen yazarlardır. Ekleyen : Derin
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/9/2005 - Doğalcılık ( Naturizm)
Genel olarak her şeyin doğal olduğu, yani varolan her şeyin doğal
dünyanın bir parçası olup, bu dünyaya ilişkin araştırmaya özgü
yöntemlerle araştırılması gerektiği görüşü; varolan ya da olup biten
her şeyin doğa bilimlerinde örneklenen yöntemler tarafından
açıklanabilme anlamında doğal olduğunu, varolan her şeyin doğanın bir
parçasını meydana getirdiğini savunan anlayış.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Yüreğimizden sevda katarları geçer ve biz geceye bakarak umutsuzluğa düşmeyiz!
|